Küçük beyinler şahısları, orta beyinler olayları, büyük beyinler ise fikirleri tartışır sözünün gereği ırkçılık yaptığımı düşünen bazı küçük beyinler çıkacaktır ama derdim ne Etiyopya’lı Elvan ile ne de Çin’den, Ukrayna’dan getirdiğimiz sporcular ile. Bu sporcular madalya aldıklarında her zaman içimizde oluşacak buruk sevinç de değil, kürsüye çıktıklarında milli marşımız çalınırken dudakları ile dahi olsa marşımızı mırıldanamamaları da değil, Türkçeleştirilmiş isimleri anons edildiğinde anlayamamaları ve bu yüzden podyuma, sahaya, piste vs. geç çıkmaları da değil beni asıl kahreden.

Beni asıl kahreden gençlerimizin zihnine kendi elimizle sıktığımız kurşun. “Şampiyon olabilecek sporcular yetiştiremezsek transfer ederiz” zihniyetinden daha sakat olanı “Türkiye’de yüzücü yetişmedi ve yetişmeyecek, öyle olmasaydı Ukrayna’dan getirmezdik” ya da “Bizden atlet çıkmaz, çıksaydı Afrika’dan getirmezdik” düşüncesinin içimizde yeşermesi.

Beni asıl kahreden dışarıdan her sporcu getirdiğimizde gençlerimize veridiğimiz “Sizden sporcu olmaz” mesajı. Beni asıl kahreden utanmadan, sıkılmadan yetiştiremediğimizi itiraf eden ama yine de “öyleyse yetiştirelim” demeyen, diyemeyen günü kurtarma sevdalısı yetkililerimiz. Ve beni asıl kahreden Kahvehaneler, kafeler, oyun salonları ve stadyumlar dolusu sporun ruhunun ne demek olduğunu anlatamadığımız, fanatik, eli satırlı, ağzı küfürlü, sigara dumanında heba olup giden gençlerimiz.

Eğer mutlaka dışarıdan birilerini getireceksek neden alanında ekol olmuş ülkelerden antrenör, çalıştırıcı getirmiyoruz gençlerimizi eğitmek üzere? Neden uygun tesisler inşaa etmiyoruz şehirlerimize? Durun nedenini ben söyleyeyim: Çünkü bu ülkede insana yatırım yapılmaz, bu ülke insanı değersizdir, yetmiş milyon halk “urbalarla yığın, mintanlarla et”dir. Bu sadece yetkililerin değil hepimizin gözünde böyle. Zira reva görüldüğümüz muameleden rahatsız olmuyoruz, sesimiz çıkmıyor kobay olarak kullanılsak bile.

Ayyıldızı göğsünde taşıyan sprocu kürsüye çıktığında onu yetiştirmiş olmakla mı, verdiğimiz emeğin karşılığını görüyor olmakla mı yoksa yetişmiş sporcuyu iki gün önce T.C. vatandaşı yapabilmiş olmakla mı gururlanacağız. Yakında en büyük sportif başarımız büyük paralar verip, her türlü imkanı sağlayıp yetişmiş profesyonelleri T.C. vatandaşı yapmak mı olacak?

Buymuş dünyanın kuralı, artık herkes yapıyormuş, başka türlüsü olmazmış! Kendine inanmayan, aşağılık kompleksi içinde yaşayan bu zavallı zihniyete o beğenmediğimiz, ufak tefek olmalarıyla dalga geçtiğimiz Pekin’de madalyaları süpüren Çinlilerin toplam altıyüz küsür sporcusundan kaçı devşirme diye soruyorum.

Sözüm asla ve asla yabancılara değil. Bugün Elvan ya da o Çinliler ülkemize küçük yaşta gelmiş olsaydı, burada büyümüş, dilimizi öğrenmiş, kültürümüzü benimsemiş olsalardı, Türkiye için gerçekten “vatanım” diyebilselerdi, bir madalya aldıklarında -aksanlı da olsa- “madalyamı beni yetiştiren milletime armağan ediyorum” diyebilecek kadar Türkçeleri olsaydı onları bağrımıza basardık. Oysa şimdi bir başarı elde ettiklerinde tercüman vasıtası ile paylaşabiliyoruz duygularımızı. Bu anlamda ne Naim Süleymanoğlu’nu ne de Lefter’i aynı kefeye koyabiliriz.

Yani safkan Türk olsun demiyorum. Oğuzların kayı boyunun bilmem ne kolundan olsun demiyorum. İsimleri Hewan, Natalia, Pengfei olmasın demiyorum. Dini, ırkı, rengi, ismi ne olursa olsun sadece ve sadece “içimizden biri” olsun, bu toprakların yetiştirdiği iyisiyle-kötüsüyle “bizden biri” olsun diyorum.

Harun Reşit Zafer

Copyright © 2012. All Rights Reserved.